Skip to main content

2015’ten bu yana Avrupa kentleri zorunlu genç göçmenlerin varış noktası haline geldi. The Art of Belonging projesi, göçten etkilenen topluluklarda entegrasyonu teşvik etmek ve sosyal katılımı artırmak için kent liderlerini, sanatçıları ve araştırmacıları bir araya getiriyor.

The Art of Belonging, İsveç’teki Lund Üniversitesi ve Nottingham’daki New Art Exchange ile ortaklaşa yürütülen bir Nottingham Üniversitesi araştırma projesi. Urban Europe: Urban Migration/ ESRC/ AHRC/ FORMAS tarafından finanse edilen projede ortaya çıkan bulgular entegrasyon, gençliğin temsili ve sanat ile kültürün bireysel ve kolektif zihinsel refahta oynayabileceği rol konularına değiniyor.

“Ülkeye kullanılabilecek çok büyük becerilere ve deneyimlere sahip insanlar geliyor ve bunlar bir kenara atılıyor” – Profesör Erika Gubrium

Bambaşka bir kente ait olmak

Göç alan ülkelerden biri olan Norveç’te göçmenleri topluma entegre etmek üzerine pek çok çalışma yürütülüyor. Bu alanda çalışan Profesör Gubrium “kalıplı yaklaşım” olarak nitelendirdiği bir bakış açısından örnek veriyor. Gubrium’a göre bir kişinin ülkede geçirdiği yıl sayısı cinsiyet ve etnik köken gibi kimliklerle ilişkilendirilebilir. Programlar ve müdahaleler öncelikle belirli bir grubun belirli bir süre sonra işgücü piyasasına entegre olup olmadığıyla ilgilenir. Ne yazık ki “Bir işleri var mı?” konusu “Kendilerini topluma ait gibi hissediyorlar mı?” sorusundan daha fazla öneme sahip. İnsanlar bir ülkede ne kadar çok zaman geçirirse o ülkeye o kadar bağlı olduklarını hissederken Gubrium soruyu tersine çevirmek istiyor.

 “Norveç’te geçirilen zamanın deneyimlerini nasıl şekillendirdiğini sormak yerine, Norveç’te geçirdikleri zamanı anlamlandırırken deneyimlerine nasıl atıfta bulunduklarını merak ediyorum.”

Bu yaklaşım, kalıplaşmış yaklaşımın ötesine geçerek göçmenleri aktif olarak yaşam deneyimlerinden yararlanan, refah ve göç sistemleriyle karşılaşan insanlar olarak ele almaya yardımcı oluyor.

Kaynak: Unsplash

Profesör Gubrium’un kendi göçmen hikayesi, Norveç’e gelen birçok göçmen için oldukça tanıdık. Buraya kendi alanında ileri bir derece ve deneyimle gelmesine rağmen Norveç Çalışma ve Refah İdaresi’nin (NAV) ve diğer kurumların bununla pek ilgilenmediğini belirtti. Gubrium’un ifadesine göre söz konusu kurumlar okul öncesi bir ortamda asistan olarak iş aramasını önermek dışında çok az yardım teklif etti, ki bu becerileri ve eğitimiyle uzaktan yakından alakalı değil.

Norveç gibi göçe aşina bir ülke bile aidiyet konusunda sınıfta kalıyorsa, dünya vatandaşlığını nasıl sağlayacağız?

The Art of Belonging ile sanatın birleştirici gücü

Yerele özgü sanat ve kültür girişimleri, genç mültecilerin aidiyet duygusunu geliştirmelerine nasıl yardımcı olabilir? Aynı zamanda toplumlar mültecilerin sivil, sosyal ve kültürel yaşamına katılımlarını artırmalarına nasıl önayak olabilir?

The Art of Belonging, JPI Urban Europe tarafından Kentsel Göç çağrısında seçilen bir proje olarak karşımıza geliyor. Projenin dinamikleri disiplinlerarası ve sektörler arası araştırmacı ve uygulayıcı topluluklardan oluşuyor. The Art of Belonging ile toplumlar kentsel göçle ilgili hâlihazırda mevcut bilgileri ulusal ve yerel düzeyde disiplinler arasında hizalama, sentezleme veya pekiştirme şansına sahip olacak. İsveç ve Birleşik Krallık katılımıyla gerçekleşen proje farklı Avrupa bağlamlarındaki şehirlere yeni gelen zorunlu genç göçmenlerin yaşadığı sosyal izolasyonun etkisinin nasıl azaltılabileceğini anlamayı amaçlıyor. Genç mültecilerin ve göçmenlerin, kentlerde “anlamlı” bir yaşam sürdürebilmeleri için yeni yerleriyle bağlantılar kurmalarının nasıl sağlanacağı ana odak noktası. Bu endişe büyük oranda kimlik oluşumuna da bağlanıyor. Ayrıca gençlerin yeni şehirlerinde kültürel vatandaşlar haline gelirken harekete geçirebilecekleri becerilerin, sosyal bağlantıların ve kültürel sermayenin geliştirilmesiyle de yakından ilişkili. Proje Nottingham (İngiltere) ve Lund (İsveç) şehirlerinde hayata geçiriliyor.

Kaynak: The Art of Belonging

Bu yolda The Art of Belonging projesi şehir liderlerini, sanatçıları ve araştırmacıları bir araya getiriyor. Proje sanata katılımın mekan oluşturmayı geliştirebileceği ve sosyal aidiyeti teşvik edebileceği önermesine dayanıyor. Projenin Nottingham aşaması Nottingham’daki New Art Exchange galerisinde,  Lund aşaması ise Kulturen Müzesi’nde gerçekleştirilen The Art of Belonging sergileri ile doruğa ulaştı. Birçoğu refakatsiz çocuklardan oluşan genç katılımcılar, yeni şehirlerinde sanatçılarla ve şehrin kültürel mekanlarıyla birlikte çalıştı. Kolektif bir iş yürüten sanatçılar ve katılımcılar “ait olmanın” ne demek olduğunu tekrardan ele aldı.