Joe Doucet, evinin dış cephesini hangi renge boyaması gerektiğini düşünürken basit ama etkili bir soruya takıldı: Bir yapının rengi, enerji verimliliğini gerçekten ne kadar etkiliyor? Bu sorudan yola çıkarak geliştirdiği climate-responsive paint (iklime duyarlı boya), yazın beyaz, kışın siyaha dönüşerek binaların ısıtma ve soğutma ihtiyacını azaltmayı hedefliyor.

Renk, Isı ve Enerji Arasındaki İlişki

Beyaz yüzeylerin güneş ışığını yansıtarak serinletici, siyah yüzeylerin ise ışığı emerek ısıtıcı bir etkisi olduğu uzun zamandır biliniyor. Ancak Doucet’e göre bu bilgi genellikle yüzey sıcaklığı üzerinden ele alınıyor; iç mekân sıcaklığına nasıl yansıdığı ise yeterince incelenmiyor.

Kendi evini yenilerken bu soruya net bir cevap bulamayan Doucet, boyama kararını bir yıl erteleyerek küçük ölçekli testler yapmaya başladı. Test sonuçları çarpıcıydı: Yaz aylarında beyaz boyalı bir yapı, siyah boyalı bir yapıya kıyasla yaklaşık 7°C daha serin, kış aylarında ise 4°C’ye kadar daha soğuk olabiliyordu. Bu bulgular, mevcut bilimsel çalışmalarla da örtüşüyordu.

Bu durum, ekvatora yakın sıcak bölgeler ya da yıl boyu soğuk iklimler için “doğru renk” seçimini nispeten kolaylaştırıyor. Ancak dünyanın büyük bir kısmı ılıman iklim kuşağında yer alıyor ve bu bölgelerde hem yazın serinleme hem kışın ısınma ihtiyacı aynı anda ortaya çıkıyor. Doucet’e göre asıl sorun tam da burada başlıyor.

Kaynak: dezeen

Mood Ring’lerden İlham Alan Bir Kimya

Bu ikilemden yola çıkan Doucet, çocukluk döneminden tanıdık bir nesneye, mood ring’lere (ruh hâli yüzükleri) bakarak çözüm geliştirdi. Mood ring’lerde kullanılan termokromik sıvı kristaller, sıcaklığa bağlı olarak renk değiştiriyor. Aynı prensip, dış cephe boyasına uyarlandığında ortaya mevsime duyarlı bir yüzey çıkabiliyor.

Geliştirilen boya, dış ortam sıcaklığı 25°C’nin altına düştüğünde koyu (siyah), bu değerin üzerine çıktığında ise açık (beyaz) renge geçiyor. Renk değişimi neredeyse anlık gerçekleşiyor; yüzey ara tonlara girmeden doğrudan bir renkten diğerine geçiyor.

Bu geçiş, herhangi bir sensör, elektrik, akıllı sistem ya da mekanik parça gerektirmiyor. Doucet’in ifadesiyle:“Akıllı teknoloji yok, hareketli parça yok. Sadece basit bir renk değişimi.”

Dayanıklılık En Büyük Zorluktu

Boyanın geliştirilmesindeki en büyük sorun, termokromik kristallerin UV ışığına karşı hassas olmasıydı. Doucet’in ilk denemelerinde, mağazadan alınan standart boyalara eklenen kristaller kısa sürede bozuldu. Asıl mesele, bu yapıyı dış cephe koşullarına dayanıklı hâle getirmekti.

Doucet, bu sorunu çözdüğünü ve bir yıl boyunca yapılan testlerde hiçbir bozulma gözlemlenmediğini söylüyor. Geliştirilen formül şu anda patent sürecinde ve üretim aşamasına geçebilmesi için uygun bir iş ortağı aranıyor.

Boya teorik olarak her renkle çalışabiliyor; ancak ısı yansıtma etkisinin maksimize edilebilmesi için açık veya beyaza yakın bir baz renk öneriliyor. 25°C’nin altında sıvı kristal yapı ışığı emerek yüzeyin siyah görünmesini sağlarken, sıcaklık yükseldiğinde bu katman şeffaflaşıyor ve alttaki açık renk ortaya çıkıyor.

Evlerden Okullara, Büyük Yapılara

Doucet, bu boyanın yalnızca konutlar için değil; okullar, fabrikalar ve büyük ölçekli yapılar için de önemli bir potansiyel sunduğunu düşünüyor. Özellikle geniş cephe alanına sahip binalarda, pasif olarak sağlanan birkaç derecelik farkın bile ciddi enerji tasarrufu anlamına gelebileceğini vurguluyor.

İronik bir detay ise şu: Bu yenilik, Doucet’in kendi ev tadilatı için biraz geç kalmış. Sabırsız davrandığını söyleyen tasarımcı, ürünü tamamlamadan önce evini siyaha boyadığını belirtiyor.

Pasif Çözümlere Artan İlgi

İklime duyarlı boya, son yıllarda artan pasif soğutma ve ısıtma çözümlerinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Beyaz çatılarla ilişkilendirilen albedo etkisinden, güneş ışığının %98’ini yansıtan ultra beyaz boyalara; kızılötesi rengi değişebilen kaplama malzemelerine kadar pek çok farklı yaklaşım aynı soruya odaklanıyor: Enerji tüketimini artırmadan iç mekân konforu nasıl sağlanabilir?

Bu bağlamda Doucet’in geliştirdiği boya, karmaşık sistemler yerine malzemenin kendisini dönüştürerek çözüm üretmesiyle öne çıkıyor.