Food and Agriculture Organization (FAO) tarafından başlatılan Uluslararası Kadın Çiftçiler Yılı 2026, tam da bu görünmeyen emeği görünür kılmayı hedefliyor. United Nations tarafından 2024’te ilan edilen bu yıl, kadınların tarım ve gıda sistemlerindeki kritik rolünü vurgularken, aynı zamanda karşılaştıkları yapısal eşitsizlikleri de gündeme taşıyor.
Onarmak çoğu zaman nesneler üzerinden konuşuluyor. Kırılanı yapıştırmak, bozulanı düzeltmek, yıprananı yeniden kullanılır hale getirmek. Oysa onarım, yalnızca objelerle sınırlı değil. Toprak, üretim biçimleri ve hatta ekonomik sistemler de onarılabiliyor. Ve bu onarım süreçlerinin merkezinde çoğu zaman kadınlar yer alıyor.
Bugün dünya genelinde tarım ve gıda sistemlerinde çalışan kadınların oranı %40’a ulaşıyor. Üretimden işlenmeye, dağıtımdan ticarete kadar tüm zincirde aktif rol alıyorlar. Ancak bu görünürlük, eşit koşullara karşılık gelmiyor. Kadınlar hâlâ daha düşük ücretlerle çalışıyor, daha küçük arazilere sahip oluyor ve finans, teknoloji ve karar alma mekanizmalarına daha sınırlı erişebiliyor.
Üretimin İçinde Ama Kararların Dışında
Kadın çiftçiler yalnızca üretimin bir parçası değil; aynı zamanda gıda güvenliğinin ve hane içi beslenmenin temel taşı. Buna rağmen, üretim süreçlerini şekillendiren karar mekanizmalarına çoğu zaman dahil olamıyorlar.
Bu durum, yalnızca bireysel bir eşitsizlik yaratmıyor. Aynı zamanda tarımın nasıl yapıldığını da etkiliyor. Çünkü üretim kararları, yalnızca teknik değil; sosyal ve kültürel bağlamlarla da şekilleniyor. Kadınların bilgi birikimi, yerel üretim pratikleri ve sürdürülebilir yöntemlere dair deneyimleri çoğu zaman sistematik olarak göz ardı ediliyor.
Oysa yapılan araştırmalar, bu eşitsizliklerin giderilmesinin yalnızca kadınlar için değil, küresel ölçekte de büyük bir etki yaratabileceğini gösteriyor. Tarımda kadın ve erkekler arasındaki farkın kapanması, küresel ekonomiye trilyon dolarlık katkı sağlayabilirken, milyonlarca insanın gıda güvencesine erişimini de iyileştirebiliyor.
İklim Krizi ve Derinleşen Eşitsizlik
Kadın çiftçiler, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda çevresel risklere karşı da daha kırılgan bir konumda. İklim krizi, mevcut eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor.
Aynı büyüklükte arazileri yönetseler bile, kadın çiftçilerin üretim verimliliği ortalama %24 daha düşük kalıyor. Aşırı sıcaklıklar, kadınların ürettiği ürünlerin değerini erkeklere kıyasla daha hızlı düşürüyor. Uzun vadede ise sıcaklık artışı, kadınların yönettiği hanelerin gelirlerinde ciddi kayıplara yol açıyor.
Bu veriler, sorunun yalnızca “tarım” meselesi olmadığını gösteriyor. Onarılması gereken şey, aynı zamanda bu üretim sistemlerinin kendisi.
Onarmak: Sistemi Yeniden Kurmak
Onarım çoğu zaman küçük ölçekli bir müdahale gibi görülüyor. Oysa burada söz konusu olan, çok daha geniş bir dönüşüm.
Kadın çiftçilerin güçlendirilmesi:
- üretim biçimlerinin daha sürdürülebilir hale gelmesini,
- yerel bilgi ve pratiklerin korunmasını,
- gıda sistemlerinin daha dayanıklı olmasını sağlıyor.
Bu anlamda onarım, yalnızca kırılanı düzeltmek değil; eksik işleyen bir sistemi yeniden kurmak anlamına geliyor.
International Fund for Agricultural Development ve World Food Programme gibi kuruluşlarla birlikte yürütülen bu küresel girişim, sadece farkındalık yaratmayı değil; politika, yatırım ve uygulama düzeyinde değişim hedefliyor. Amaç, eşit erişimi sağlamak ve bu eşitliği kalıcı hale getirmek.
Görünmeyen Emek, Görünür Etki
Kadınların tarımdaki emeği çoğu zaman “yardımcı” olarak tanımlanıyor. Oysa gerçek tablo bunun çok ötesinde. Kadınlar yalnızca üretmiyor; aynı zamanda bilgi taşıyor, sistemleri sürdürüyor ve dönüşümü mümkün kılıyor.
Bugün bakım emeği ve görünmeyen iş gücünün küresel ekonomiye katkısının trilyonlarca doları bulduğu biliniyor. Tarımda da benzer bir durum söz konusu. Kadınların emeği, sistemin görünmeyen ama vazgeçilmez bir parçası.
Bu yüzden mesele sadece “desteklemek” değil. Mevcut yapıyı yeniden düşünmek.
Onarmak Kiminle Mümkün?
Onarmak, yalnızca bir nesneyi yeniden kullanılır hale getirmek değil. Bazen bir sistemi, bir alışkanlığı ya da bir bakış açısını dönüştürmek anlamına geliyor. Kadın çiftçilerin güçlendirilmesi de tam olarak bu noktada duruyor. Eldekini korumak, sürdürülebilir hale getirmek ve eksik olanı tamamlamak.
Bu açıdan bakıldığında, onarım yalnızca geçmişi korumakla ilgili değil. Aynı zamanda geleceği kurmakla ilgili. Tarımı, gıda sistemlerini ve üretim biçimlerini konuşurken, bu sistemleri ayakta tutan emeği görünür kılmak gerekiyor.
Kadınlar zaten üretimin içinde. Ama mesele, onların üretimdeki yerinden çok, bu üretimi nasıl şekillendirebildikleri.
Onarmak mümkün. Ama bu onarım, ancak görünmeyen emeği görünür kıldığımızda gerçek bir dönüşüme dönüşüyor.



