Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın ikinci maddesi, küresel bir probleme çözüm çağrısında bulunuyor: Açlığa son. Peki dünya genelinde açlık, özellikle çocuk açlığı sorunu hangi noktada?

Bugün Dünya Çocuk Günü. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ardından her yıl 20 Kasım tarihi Dünya Çocuk Günü olarak kutlanıyor. UNICEF işbirliğiyle #DünyaÇocukGünü anlamına uygun bir şekilde gerçekleştirdiğimiz enstalasyona buradan erişebilirsin.

Ne yazık ki son yıllarda yaşanan çocuk istismarları, çocuk şiddeti, çocuk açlığı gibi başlıklar bizi kutlamaktan çok uzak bir noktada konumlandırıyor. Çok uzaklarda aramaya gerek yok. Yakın geçmişte Türkiye’de yer alan ilk ve orta okullarda anlatılan hikayeler, SKA 2’nin ne kadar kritik bir noktada olduğunu gözler önüne seriyor. Hükûmetlerin ve kurumların el atması gereken açlık sorunu, öğretmenlerin cebinden öğrencilere kahvaltı sağlamasıyla çözülmemeli. O zaman önce 2023 itibariyle BM’in paylaştığı veriler ve akut gıda güvensizliğinin yol açtığı problemler ışığında sorunumuzu irdeleyelim. Maceramız Cenevre’de gerçekleştirilen BM açıklamasından, ilkokuldaki nostaljik uzun beslenme teneffüslerine kadar uzanıyor.

“30 milyon çocuk”

Birleşmiş Milletler’in paylaştığı verilere göre dünya çapında yaklaşık 30 milyon çocuk açlık sebepli ölüm tehlikesi ile karşı karşıya. Bu sayının çok büyük bir çoğunluğunu, hatta neredeyse tamamını küresel gıda krizinden etkilenen ülkelerde yaşayan çocuklar oluşturuyor. Afganistan, Nijerya, Sudan, Yemen, Etiyopya gibi benzer haberlerden aşina olduğumuz ülkeler listenin başını çekiyor.

Asgari yaşam koşullarının en temel maddelerinden olan açlık sorunu, özellikle büyüme çağındaki çocukları ölüm ya da kalıcı bedensel hasar gibi problemlerle karşı karşıya getiriyor. Yakın zamanda TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim kurulu tarafından yapılan açıklama çocuk açlığı sorununun ciddiyetini tek bir cümlede topluyor diyebiliriz.

“Çocuk açlığı, çocuk sağlığına yönelik bir şiddet ve çocuk haklarının ihlalidir.”

Hedef kitlemizi biraz daha daraltarak, her sabah gördüğümüz çocukları ele alalım. Doğruluk Payı’nın derlediği UNICEF, OECD, Derin Yoksulluk Ağı ve TÜİK verilerine göre Türkiye’de her 3 çocuktan 1’i yoksul grupta değerlendiriliyor. Yoksulluğun yol açtığı bir alt grubun da açlık olduğunu düşünürsek, beslenme yetersizliğinin uzun vadeli çıktılarının bizi derinden etkileyeceğini söyleyebiliriz.

OECD’nin 2022 yılı verilerine göre çocuk yoksulluğu dünya genelinde %12,8 sınırında seyrederken, Türkiye’de bu oran %20’nin üzerinde. Türkiye’yi yükselen oranlar ile Romanya, Hindistan, Kosta Rika, Brezilya, Güney Afrika ve Çin takip ediyor. 

Çocuk yoksulluğunun tek çıktısı çocuk açlığı değil elbette. Yoksulluğun pençesinde yetişen çocuklar barınma ve hijyen gibi gerekliliklere de asgari düzeyde erişebildikleri için, daha fazla sağlık sorunu yaşıyor. Yine dünya genelinde sosyal devletin önemli bir kolu olan sağlık hizmetlerin henüz bir standarda oturtulmaması, dezavantajlı kesimin gerekli sağlık hizmetini almasının önüne geçiyor.

DYA’nın saha araştırmasına göre, görüşülen ailelerin %41’inin sağlık güvencesi yok. %34’ü ise sağlık güvencesi ilaçlarını karşılamadığı için gerekli ilaca ulaşamıyor. Hanelerde görüşülen kişilerin  %18,6’sı sağlık hizmetleri hakkında yeterli bilgiye ulaşamadığı için, %7,2’si sağlık sistemi içinde ayrımcılığa maruz kaldığı için, %25,8’i ise sosyal güvencesi olmadığı için sağlık hizmetlerine erişemiyor.