Uzun süredir iklim kriziyle ilgili tartışmaların merkezinde aynı cümle var: Fosil yakıtları bırakmamız gerekiyor. Bu cümle yanlış değil. Ama eksik. Çünkü mesele yalnızca fosil yakıt kullanımını azaltmak değil; bu sistemlerden nasıl çıkılacağını planlamak.

Bugün enerji dönüşümünü çoğu zaman yeni olan üzerinden konuşuyoruz. Yenilenebilir enerji yatırımları, elektrikli araçlar, bataryalar, yeşil hidrojen… Hepsi önemli. Ancak bir konu sistematik biçimde arka planda kalıyor: Fosil yakıt altyapılarının kapanma süreci.

Oysa bu altyapılar, büyümek üzere tasarlanmış sistemler. Küçülmek için değil.

Büyümek için tasarlanan sistemler küçülürken ne olur?

University of Notre Dame’dan araştırmacılar Emily Grubert ve Joshua Lappen, Science dergisinde yayımlanan çalışmalarında tam da bu soruya odaklanıyor.

Çalışmanın temel iddiası şu: Fosil yakıt sistemleri, mevcut enerji modellerinin varsaydığından çok daha kırılgan. Özellikle de küçülmeye başladıklarında.

“Büyük ve büyüyen sistemler olarak tasarlanan yapılar, küçülürken farklı davranır,” diyor Grubert. Bu farkı görmezden gelmek, yalnızca fosil yakıtları değil; enerji dönüşümünün kendisini de riske atıyor.

Enerji altyapıları, özellikle fosil yakıt sistemleri, baştan itibaren büyüme varsayımıyla inşa edildi. Daha fazla üretim, daha fazla tüketim ve daha geniş bir kullanıcı tabanı üzerine kuruldular. Bu sistemlerde verimlilik, ölçek büyüdükçe artacak şekilde kurgulandı.

Ancak bu varsayım tersine döndüğünde, yani talep azalmaya başladığında aynı sistemler beklenmedik biçimde kırılganlaşıyor. Çünkü küçülme, bu altyapılar için “doğal” bir durum değil. Ne teknik olarak ne de yönetsel olarak buna hazırlıklılar.

Bu nedenle fosil yakıtların azalması, çoğu zaman yumuşak bir geçiş değil; ani aksaklıklar, maliyet artışları ve hizmet kesintileriyle kendini gösterebiliyor.

Fosil yakıt altyapılarının göz ardı edilen kırılganlığı

Enerji dönüşümü çoğunlukla yeni teknolojiler üzerinden konuşulurken, mevcut sistemlerin iç yapısı yeterince sorgulanmıyor. Oysa fosil yakıt altyapıları, birbirine sıkı sıkıya bağlı parçalardan oluşuyor. Bir rafineri, bir boru hattı ya da bir santral tek başına çalışmıyor; çevresindeki bütün ağla birlikte ayakta kalıyor.

Talep düştüğünde bu ağlar yavaşça küçülmüyor. Belirli eşiklerin altına inildiğinde, sistem bir bütün olarak çalışamaz hâle geliyor. Bu da enerji güvenliği açısından ciddi riskler yaratıyor.

Kırılganlık, yalnızca teknik bir mesele değil. Finansal yükler, iş gücü kaybı ve düzenleyici boşluklar da bu süreci daha karmaşık hâle getiriyor.

Asgari çalışabilir ölçek: Görmezden gelinen eşik

Araştırmacılar, fosil yakıt sistemleri için “minimum viable scale” (asgari çalışabilir ölçek) kavramını ortaya koyuyor. Bu, bir sistemin güvenli ve ekonomik biçimde çalışabilmesi için ihtiyaç duyduğu en düşük üretim seviyesi anlamına geliyor.

Bu eşik aşıldığında sistemler yavaşça küçülmüyor; ani biçimde işlevsiz hâle geliyor. Yani sorun, fosil yakıtların azalması değil; azalırken kırılması.

Neden bu kadar riskli?

Çünkü fosil yakıt altyapıları tekil tesislerden oluşmuyor. Bunlar, birbirine bağlı ağların ağları esasında. Bir noktadaki aksama, zincirleme sonuçlar doğurabiliyor.

Araştırma üç çarpıcı örnek üzerinden bunu anlatıyor:

Petrol rafinerileri:
Birçok rafineri, kapasitesinin yaklaşık %65–70’inin altına indiğinde düzgün çalışamıyor. Elektrikli araçlar yaygınlaştıkça benzin talebi düştüğünde, bir rafineri yalnızca benzin üretimini değil; jet yakıtı, asfalt gibi başka kritik ürünleri de sağlayamaz hâle gelebiliyor.

Doğalgaz boru hatları:
Elektrikli ısıtma ve soğutma sistemlerine geçiş arttıkça, gaz şebekesinde kalan kullanıcı sayısı azalıyor. Ancak altyapının bakım maliyeti değişmiyor. Bu maliyet, daha az kullanıcıya bölündükçe fiyatlar artıyor ve bu da yeni kullanıcı kayıplarını tetikliyor. Araştırmacıların “ölüm sarmalı” dediği süreç tam olarak bu.

Kömür sistemi:
Kömür madenleri ve kömür santralleri birbirine sıkı sıkıya bağlı. Bir santralin kapanması, onu besleyen madeni kârsız hâle getirebiliyor. Bir madenin kapanması ise santrali yakıtsız bırakabiliyor. Tek bir karar, bölgesel bir çöküş zinciri başlatabiliyor.

Bu örneklerin ortak noktası şu: Sistemler, kademeli ve yumuşak bir kapanma için tasarlanmadı.

Yanlış soruyu sormak

Bugüne kadar politika yapıcılar ve enerji planlamacıları büyük ölçüde şu soruya odaklandı:
Yenilenebilir enerjiyi ne kadar hızlı büyütebiliriz?

Oysa sorulması gereken bir başka soru daha var: Fosil yakıt sistemlerini nasıl güvenli ve koordineli biçimde devreden çıkarırız?

Bu ikinci soru sorulmadığında, fosil yakıt kullanımını tek sorun olarak görmek, asıl riski görünmez kılıyor. Çünkü fosil yakıtlar bugün hâlâ küresel enerjinin yaklaşık %80’ini sağlıyor. Bu sistemlerin plansız biçimde çözülmesi, fiyat şokları, hizmet kesintileri ve güvenlik sorunları yaratabilir.

Daha da önemlisi, bu tür krizler toplumun enerji dönüşümüne olan güvenini sarsabilir.

Geçiş her zaman düzgün ilerlemez

Araştırmanın en kritik uyarılarından biri şu: Fosil yakıtların düşüşü, senaryolarda çizildiği gibi pürüzsüz ve doğrusal olmayacak. Aksine, fiziksel, finansal ve yönetsel “uçurumlar” barındırıyor.

Bu uçurumlar aşılmadan önce fark edilmezse, enerji dönüşümünün ortasında ciddi istikrarsızlıklar yaşanabilir. Ve bu istikrarsızlıklar, iklim hedeflerine ulaşmayı hızlandırmak yerine geciktirebilir.

Ne yapılmalı?

Grubert ve Lappen, fosil yakıt sistemlerinin kaderinin piyasanın insafına bırakılmasının tehlikeli olduğunu söylüyor. Bunun yerine dört temel yaklaşım öneriyorlar:

  • Daha ayrıntılı enerji modellemeleri ile hangi tesisin ne zaman işlevsiz hâle geleceğini öngörmek
  • Şirketler ve bölgeler arası koordinasyon, tekil kapanmaların zincirleme çöküşe yol açmasını önlemek
  • Kamusal yönetim, kâr etmese bile kısa vadede güvenliğin sağlanması gereken altyapılar için
  • Uzun vadeli sorumlulukların garanti altına alınması, yani söküm, çevre temizliği ve işçi haklarının terk edilmemesi

Eskide kalan ne?

Eskide kalan şey, fosil yakıtların kendisi kadar, onlara dair düşünme biçimi. Sorunu yalnızca “kullanım” üzerinden tanımlamak, sistemlerin nasıl çalıştığını ve nasıl çöktüğünü gözden kaçırıyor.

Enerji dönüşümü, sadece yeni bir sistem kurmak değil; eskisini güvenli, adil ve kontrollü biçimde devreden çıkarmak anlamına geliyor. Bu ikinci adım atlanmadan yapılan her tartışma eksik kalıyor.

Bu yüzden bugün eskide kalan yaklaşım, fosil yakıt kullanımını tek ve yeterli sorun sanmak. Asıl mesele, geçişin kendisini ciddiye almak.