Ufuk Emin Akengin
Social Innovator, Creative Director & Artist | Founder of OK Labs
Mevcut yapıların onarımı ve yeniden kullanımı, sürdürülebilirliğin en güçlü ama çoğu zaman en az görünür araçlarından biri. Özellikle tarihi yapılar söz konusu olduğunda, enerji verimliliği çalışmaları çoğu
zaman koruma kaygılarının gerisinde kalıyor. Oysa doğru yaklaşım benimsendiğinde, tarihi yapıları koruyarak düşük karbonlu bir geleceğin parçası hâline getirmek mümkün.
Mart 2025’te Sustainability dergisinde yayımlanan bir çalışma, bu tartışmaya somut bir örnek üzerinden katkı sunuyor. Çalışma, mimar ve retrofit tasarımcısı Yasemin Erol Sevim tarafından yürütüldü. Dokuz
Eylül Üniversitesi Mimarlık Bölümü mezunu olan ve mezuniyet sonrası çalışmalarına İzmirde sürdüren Sevim, mimarlık ve sürdürülebilirlik üzerine yüksek lisans eğitimi için İngiltere’ye yerleşmiş ve eğitimini
tamamladıktan sonra son yıllarda Birleşik Krallık’ta retrofit projelerinde çalışmaya devam etmektedir.
Çalışma, Türkiye’deki mimarlık pratiği ile Birleşik Krallık’taki retrofit yaklaşımı arasında dikkat çekici bir kesişim sunuyor. Özellikle tarihi yapıların korunması ve enerji performansının iyileştirilmesi arasındaki
dengeye odaklanması, güncel sürdürülebilirlik tartışmaları açısından önemli bir örnek oluşturuyor.
1865’ten Bugüne: Bir Yapının Dönüşüm Hikâyesi
Araştırmada incelenen yapı, Birleşik Krallık’ta 1865 yılında Water Works Company için inşa edilmiş, Grade II* statüsünde tescilli tarihi bir bina. Pandemi öncesine kadar bar olarak kullanılan yapı, araştırma
sürecinde boş durumda bulunuyor.
Çalışma kapsamında yapının mevcut enerji performansı, DesignBuilder yazılımı kullanılarak analiz ediliyor; enerji tüketimi ve karbon emisyonları sayısal veriler üzerinden değerlendiriliyor.
Ardından, koruma kuralları ve mevcut yasal kısıtlamalar dikkate alınarak minimum müdahale prensibiyle çeşitli retrofit senaryoları geliştiriliyor. Bu senaryolar arasında:
- fotovoltaik sistemler,
- ısı pompası kullanımı,
- pencere iyileştirmeleri,
- sınırlı yalıtım müdahaleleri yer alıyor.
Tüm öneriler aynı simülasyon aracıyla yeniden test edilerek enerji performansları karşılaştırılıyor. Çalışmanın dikkat çekici taraflarından biri, agresif müdahaleler yerine geri dönüştürülebilir ve yapının
karakterine uyumlu çözümler önermesi.
Onarmak Sadece Yapıyı Değil, Kullanımı da Dönüştürmek
Çalışmanın öne çıkan yönlerinden biri de yapının gelecekteki kullanım biçimini sorgulaması.
Boş durumdaki yapı, bu kapsamda bir toplum merkezi olarak yeniden ele alınıyor. Gündüz ağırlıklı kullanım, doğal gün ışığından yararlanma ve gece kullanımını sınırlama gibi kararlar, enerji ihtiyacını azaltan önemli unsurlar olarak değerlendiriliyor.
Aynı zamanda yapı; sürdürülebilirlik, onarım kültürü ve toplumsal katılımın konuşulduğu bir merkez olarak düşünülüyor. Bu yaklaşım, sürdürülebilir dönüşümün yalnızca teknik sistemlerle değil; kullanıcı
davranışları ve kamusal katılımla birlikte şekillendiğini hatırlatıyor.
Sayılar Ne Diyor?
Önerilen yenileme stratejileri sonucunda elde edilen veriler oldukça dikkat çekici:
-
Elektrik tüketiminde %100 azalma
-
Doğalgaz tüketiminde %88,2 azalma
-
Yıllık karbon emisyonlarında yaklaşık %95 düşüş
(20.493,51 kg’dan 1.274,76 kg CO2/yıl seviyesine)
(Sevim ve ark., 2025)
Bu sonuçlar, tarihi yapıların “enerji verimsiz” olduğu yönündeki yaygın kabulleri yeniden düşünmeye çağırıyor. Çalışma, tek bir büyük müdahale yerine birbiriyle uyumlu, dikkatli ve dengeli çözümlerin güçlü sonuçlar üretebildiğini gösteriyor.
Bilgiye Erişim de Bir Sürdürülebilirlik Meselesi
Çalışmanın dikkat çektiği önemli konulardan biri de bilgi eksikliği.
Tarihi yapı sahipleri ve kullanıcıları; mevcut mevzuatlar, teşvik mekanizmaları ve uygulanabilir enerji verimliliği çözümleri konusunda çoğu zaman yeterli bilgiye sahip değil. Bu durum, sürdürülebilir dönüşüm süreçlerinde teknik sorunlardan çok bilgiye erişimin belirleyici olabileceğini ortaya koyuyor.
Bu yönüyle çalışma yalnızca teknik bir analiz değil; aynı zamanda koruma, kullanım ve sürdürülebilirlik arasındaki ilişkiye dair daha geniş bir tartışma sunuyor.
Bugün Ne Oldu?
Araştırmada ele alınan yapı bugün, Serendipity Institute for Black Arts and Heritage tarafından kullanılmaya başlanmış durumda.
Bu gelişme, tarihi yapıların yalnızca korunacak nesneler değil; yeniden işlevlendirilerek yaşayan kamusal mekânlara dönüşebileceğini gösteriyor.
“Geçmişte elektriğin kullanımı veya yangın güvenliği düzenlemeleri nasıl tarihi yapılara yeni katmanlar eklediyse, bugün de iklim krizi benzer bir dönüşümü gerekli kılıyor. Bana göre önemli olan, bu müdahalelerin yapının tarihsel karakterini yok etmeden; güvenli, kullanılabilir ve düşük karbonlu bir geleceğe uyum sağlayacak şekilde tasarlanması.” — Yasemin Erol Sevim
Sevim’in çalışması da tam olarak bu noktaya odaklanıyor: Tarihi yapıları yıkıp yeniden yapmak yerine; mevcut yapıyı anlamak, korumak ve dönüştürmek.
Çünkü bazen en sürdürülebilir bina, zaten hâlihazırda var olan bina olabilir.
Referans
Sevim, Y. E., Taki, A., ve Abuzeinab, A. (2025). Examining energy efficiency and retrofit in historic
buildings in the UK. Sustainability, 17(7), 3002. https://doi.org/10.3390/su17073002




